Tolgay Arslan, nihayet sakatlık etkisini üzerinden atıp, zincirlerinden kurtulup futbolunu oynamaya başlamış doğal bir yetenek. Süper Lig’in önemli bir değeri. Beşiktaş’ta orta sahanın yaratıcılığı Sosa’nın gidişi, Oğuzhan’ın sağlık sorunları, Talisca’nın on numara değil ikinci santrafor oluşu nedeniyle bir süredir sıkıntılı. Tolgay toparladıkça bu sorunu da tamir edebilecek en önemli enstrüman gibi duruyor şu an.

 

Ancak daha önce de birkaç kez yazdım: Tolgay sadece Beşiktaş için değil Türk futbolu için de kritik bir adam. Lâkin A milli takımımız ondan faydalanamıyor. Sebebi de şu: Genç oyuncu 2009-2010’da Türkiye U19 ve U21, sonrasında da Almanya U21 forması giydiği için FIFA ondan bir ulusal forma tercihi talep ediyor. Tolgay da o gün Almanya Milli Takımı’nı tercih ettiğini yazılı olarak beyan ediyor. FIFA da bu yüzden, Tolgay’ın bir karar değişikliği yapıp tekrar Türkiye seçimi yapmasına müsaade etmiyor. En azından şimdilik.

 

Tolgay, henüz hiçbir ülkenin A milli takım formasını giymemiş durumda. Ve sırf birtakım anlamsız yönetmelik engellerine takıldığı için de belki kariyeri boyunca hiçbir milli takımın formasını giyemeyecek. Peki kimin kârı olacak ki bu işten? Tolgay’ın hiçbir milli takımda oynamaması ne Türkiye’nin, ne Almanya’nın, ne de FIFA’nın işine yarar! FIFA’nın asli görevi futbolculara memuriyet yaptırmak değil, aksine onların memuru olmak. İşlerini kolaylaştırmak. Basitçe oynamalarını sağlamak. Oynamamalarını değil.

 

Bence Türkiye Futbol Federasyonu yetkilileri, önce Almanya Futbol Federasyonu sonra da FIFA ile temasa geçerek Tolgay konusunda girişimde bulunmalı. Tolgay, eğer Fatih Terim tarafından tercih ediliyorsa Türkiye Milli Takımı formasını giymeli. Anlamsız kâğıtlara takılmamalı. FIFA gerçek ödevini, yani oyuncuları sahaya çıkarma ödevini yapmalı.

 

Advocaat’ın Salih’ten vazgeçmesi doğru mu?

 

Advocaat’ın miladı Odesa akşamıydı malum. O gece basın toplantısında takımındaki tüm oyuncuları artık tanıdığını, test aşamasının bittiğini ve gelecek sonuçlardan sorumlu olduğunu söylemişti Hollandalı Hoca. Ve bir şey daha eklemişti: “Bu takımda olmaması gereken oyuncular var burada”

 

Advocaat’ın Fenerbahçe için yetersiz gördüğü oyuncular sonraki tercihlerinden anlaşıldı zaten: Planlarında Aatif yok. Salih’i o geceden sonra bir daha ilk 18’e almadı. O geceye kadar takımın ana arterleri arasında olan Stoch’a son 4 maçta sadece 15 dakika, Alper’e de 50 dakika şans verdi. Belli ki bu isimlerin bir kısmı Advocaat’ın esas planları içinde yoklar artık.

 

Advocaat’ın fundamental eksiği olan, taktik disipline sadık kalamayan ya da defansif sorumluluklarını yüzde yüz yerine getirmeyen oyuncuyu 11’de oynatmaması doğal. Ama bir oyuncudan tümüyle vazgeçmesi, onu Fenerbahçe’de oynayacak kalibrede değil diye tanımlaması, moral olarak da bitme noktasına getirmesi doğru mu, orada şüpheliyim doğrusu.

 

Bir antrenörün, hele de 68 yaşında bilge bir adamın vazifeleri arasında şu da yok mudur sahi: Yetersizi yeterli kılmak. Eksik oyuncuyu tamamlamak. Her antrenöre dört başı mamur hazır takım teslim edilmiyor sonuçta. Onun vazifeleri arasında şüphesiz ki oyuncuları geliştirmek de var.

 

Advocaat’ın Salih’ten tümüyle vazgeçmesini bu yüzden kabullenemiyorum doğrusu. Yeteneksizleri yönetmek kolay. Mesele, yeteneklileri de kazanmak değil mi? Bir antrenörün daha Eylül ayında bir oyuncudan vazgeçmesi ne kadar doğru? Biraz daha çaba gerektirmiyor mu sahi bu iş?

Hürriyet